Ana içeriğe atla

Zaman akıyor mu?

















-Zaman akıyor mu?

-Akmıyorsa, akıyor görünen ne?

-Her saniye ömrümüzden çalan ne?
...
-Tüm bunların da ötesinde, yoksa zaman ve madde her an yaratılmak zorunda mı?

*

Bazen hızla akan anlarımız için "zaman su gibi akıyor" deriz...

Ancak ilginç gelse de, ortada akan bir zaman yok...

Einstein'nın görelilik kuramıyla birlikte bilim dünyası, zamanın aslında mutlak olmadığını, her yerde aynen uzay gibi farklı formlar alabileceği anlaşılmıştı...

Yani zaman bir boyuttu aslında.Aynen en, boy ve genişlik gibi...Bunlar, uzay-zaman dediğimiz maddesel ortamı oluşturmak için zaman askısıyla asılı durmak zorunda...

Örneğin bir randevu vereceğimiz zaman kesinlikle 'ZAMANI' da belirtmemiz gerekir...

Aksi durumda saatlerce gittiğimiz yerde zamanın da denk gelmesi için saatlerce beklemek zorunda kalırız:

"Atakule'nin girişinde buluşalım demeniz yetmez; saati de belirtmeniz şarttır"

=> İşte bu, zamanın da maddenin bir parçası olduğunu gösteriyor.Yani aslında her an maddesel ortam baştan sona yaratılmak zorunda.Yani madde her an resetlenip tekrar var ediliyor...

Tekrar etmek gerekirse, madde bir zaman çizgisinin üzerinden akmıyor; o da zamanla beraber an an yaratılıyor...Yoksa zamansız madde ya da maddesiz zamanın bir anlamı yoktur.Olaylar da böyle hayatımız da böyle; tüm ömrümüz böyle...

Her şey an an anlam kazanmış bir şekilde var oluyor...

Bu olağanüstü bir olay...

Ayrıca bu, bir bakış açısı ya da felsefenin ötesinde; Heissenberg Belirsizlik Kanunu, Bohm'un çalışmaları ve Aspekt deneyleri ve daha sayamadığımız, 'başta kuantum fiziği ve nöroloji olmak üzere' çoğu bilimce desteklenip artık tamamen kanıtlanmış bir gerçek...

"YANİ VARLIĞINIZ VE SİZ; YAŞADIĞINIZ HER OLAY ASLINDA ÖNCEDEN KURGULANMIŞ VE BİTMİŞTİR...DÜŞÜNCELERİNİZ VE İSTEKLERİNİZ BİLE..."

Alıntı..

Çok ilginç ve şaşırtıcı...






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

"Hayat" diyoruz,yaşamaya devam ediyoruz. Onca kırıklık,onca acı,onca hüzün.. yaralarımıza üfleye üfleye"bir şey yok"diyoruz; en çok kendimizi kandırıyoruz.. çok şey var aslında, üflemeyi bırakıp konuşmaya başlarsam bir daha asla susmayabilirim; öyle çok ki kan kaybım, o kadar büyük ki kendime olan yalanım "hayat" diyorum, susuyorum; nefesim lazım çünkü bana, şimdilik yaralarımı üflüyorum..."

Bazen Bir İnsan  İçin, Şehir Seversin... Bazen Bir İnsan İçin, bir Şehirden Vazgeçersin..

Deniz değil ki yüreğim öfkesini kıyılara vursun..

Dört mum ..  Dört mum yavaşca yanıyordu. Ortam çok yumuşaktı ve konuştukları duyuluyordu. İlki söyledi: ‘’ ben barışım!" Artık kimse benim yanık kalmamı sağlamıyor, sanıyorum söneceğim. " Alevi hızla azaldı ve bütünüyle söndü. İkincisi söyledi: ‘’ ben inancım!" neredeyse herkez benim artık gerekli olmadığımı düşünüyor o nedenle daha fazla yanık kalmama hiç gerek yok’’ Konuşmayı bitirdiği zaman, bir rüzgar hafifçe esti ve onu söndürdü. Üzgünce üçüncü mum sırası gelince konuştu: ” ben sevgiyim!" yanık kalmak için artık gücüm kalmadı. İnsanlar beni bir kenara bıraktı ve önemimi anlamadı. Kendilerine en yakın olanları bile sevmeyi unuttular " Ve hiç zaman yitirmeden söndü. Ansızın... Bir çocuk odaya girer ve üç mumun yanmadığını görür ”neden yanmıyorsunuz sizin sonuna kadar yanmanız gerekir " Bunu söyleyerek, çocuk ağlamaya başlar. Ardından dördüncü mum söyler: ”korkma ben hala yanıkken di...

Konfüçyüs'ün dediği gibi ‘Eğer ağaca çıkmak istiyorsanız, yıldızlara çıkmaya niyet edin, başarırsınız.